Çünkü bazen konuşmak yetmez
Hepimizin içinde şuna benzeyen cümleler var:
“Bunu biriyle konuşsam yanlış anlaşılır.”
“Şimdi anlatmanın sırası değil.”
“Boş ver, geçer.”
Ama geçmez.
İçeride birikir.
Yazı, konuşamadıklarımız için vardır.
Kimseye anlatamadığımız şeyleri
kimseyi ikna etmeye çalışmadan söyleyebildiğimiz tek yer orasıdır.
Çünkü ne düşündüğümüzü bilmiyoruz
Çok net söyleyeyim:
Çoğumuz ne düşündüğünü bilmiyor.
Sadece hissediyoruz.
Karmaşık, dağınık, gürültülü.
Yazmaya başlayınca şu olur:
Bir cümle çıkar.
Sonra bir tane daha.
Ve bir noktada fark edersin:
“Ben aslında buna sinirlenmişim.”
“Benim derdim buymuş.”
Yazmak düşünce üretmez.
Düşünceyi ayıklayıp görünür kılar.
Çünkü bu çağ çok hızlı ve biz geride kalıyoruz
Her şey çok hızlı.
Bildirimler, mesajlar, videolar, akışlar…
Ama biz bu hızda yaşamaya uygun değiliz.
Beynimiz yoruluyor.
Duygularımız arkada kalıyor.
Yazı yavaşlatır.
Dur der.
“Bir dakika, buradayım” dedirtir.
Yazmak, bu çağda kendine alan açmaktır.
Çünkü yazmak kendinle baş başa kalmanın en dürüst yoludur
Yazıda kimseyi etkilemek zorunda değilsin.
Komik olmak zorunda değilsin.
Akıllı görünmek zorunda değilsin.
Sadece dürüst olman yeter.
Yazı seni alkışlamaz.
Ama yalanını da yutmaz.
Bu yüzden bazen rahatsız eder.
Ama iyidir.
Çünkü yazmak bir güç gösterisi değildir, bir ihtiyaçtır
Yazmak güçlülerin işi değil.
Tam tersine.
Kafası karışık olanların,
kendini eksik hissedenlerin,
dünyaya tam oturamayanların işidir.
Yani…
çoğumuzun.
Son olarak
Yazmak için:
çok kitap okumuş olman gerekmez
büyük acılar yaşamış olman gerekmez
“iyi” yazman gerekmez
Sadece şuna ihtiyacın var:
Kendini bir süreliğine dinlemeye.
Eğer kimse okumayacak olsaydı,
eğer kimse yargılamayacak olsaydı…
Belki sen de yazardın.
Ve belki de zaten yazmalısın.

No responses yet